"Kadınlar mirasta ve bazı şahitlik alanlarında erkekle aynı değilken, hırsızlık veya zina gibi cezalarda neden eşit?" sorusu ilk bakışta çelişki gibi görünebilir. Fakat İslam hukukunda mali-sosyal roller ile ceza sorumluluğu aynı kategori değildir.
DuaMio Wisdom yaklaşımı burada şunu yapar: önce hükmü netleştirir, sonra bağlamı gösterir, sonra hikmeti bugünün insanının anlayacağı dile taşır.
Kısa cevap: Ceza iradeye bakar, mali hükümler role bakar
İslam'da ceza sorumluluğu kişinin aklı, iradesi ve fiiliyle ilgilidir; bir kişi bilinçli olarak suç işlerse, cinsiyeti onu hukuki sorumluluktan çıkarmaz. Miras ve bazı şahitlik düzenlemelerinde ise aile geçimi, ekonomik yükümlülük, ticari tecrübe ve sosyal roller dikkate alınır. Bu yüzden iki alanı aynı mantıkla okumak doğru değildir.
Hüküm katmanı: Suçun şahsiliği
Cezada temel ilke "suçun şahsiliği"dir: suç işleyen irade kadın veya erkek olsun, cezai sorumluluk ona aittir. Nitekim Kur'an, ceza hükmünü verirken kadın ve erkeği eşit biçimde, ikisini de adıyla zikreder:
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun."
- Nûr suresi, 2. ayet (Türkiye Diyanet Vakfı Meâli - kuran.diyanet.gov.tr)
Ayet cezayı "kadın ve erkek" diye ikisine birden, aynı ölçüde yükler. Bu, kadının hukuken tam ehliyetli bir birey kabul edildiğini gösterir. Eğer kadın "yarım sorumlu" görülseydi, cezai sorumluluğu da yarım olurdu. Oysa cezada tam sorumluluk vardır.
Aynı şahsiliği hırsızlık cezası da açıkça ilan eder: Mâide 5/38 âyeti hırsız erkek ile hırsız kadını aynı hükmün muhatabı olarak birlikte zikreder. Yani ceza sorumluluğu cinsiyete göre değil, fiile ve iradeye göre kurulur.
Şahitlik neden her alanda aynı değil?
Özellikle borçlanma gibi mali ve ticari işlemlerde iki kadının bir erkeğe denk tutulması (Bakara 2/282), kadının ontolojik değerinin düşük olmasıyla değil; o dönemde ticari tecrübenin daha çok erkeklerde bulunması ve teyit (istizhâr) mekanizmasıyla açıklanır. Ayrıca sadece kadınların bilebileceği doğum, emzirme ve özel haller gibi konularda kadın şahitliği tek başına belirleyici olabilir. Bu da İslam hukukunda şahitliğin konunun mahiyetine göre değiştiğini gösterir; kadın şahitliği tüm alanlarda değil, ilgili alanlarda ve o alanın gerektirdiği ispat ölçüsünde farklılaşır.
Miras neden ceza hukukundan farklıdır?
Miras paylaşımı, aile içindeki mali yükümlülüklerle birlikte düşünülür. Erkek mehir, nafaka ve aile geçimi gibi ağır sorumluluklar taşır; kadın ise aldığı mirası ve malını kendi şahsi tasarrufunda tutabilir. Bu yüzden mirastaki farklılık, kadının değerinin daha az olması değil; nimet-külfet dengesidir. Ceza ise mali rol paylaşımına değil, işlenen fiile ve iradeye bakar.
Hikmet katmanı: Kadının tam ehliyeti
Cezadaki eşitlik, kadının tam akıl ve irade sahibi bir hukuk öznesi kabul edildiğini gösterir. Kadın suçu işlediğinde sorumluluğu vardır; haksızlığa uğradığında da hukuki koruması vardır. Bu bakış kadını ne oyuncak ne de pasif bir varlık olarak görür; kadın fiillerinden sorumlu, hakları ve yükümlülükleri olan tam bir bireydir.
"Yarım akıl" iddiası neden yanlış?
Eğer İslam kadını gerçekten "yarım akıllı" veya "yarım insan" saysaydı, ceza hukukunda da yarım sorumlu kabul edilmesi gerekirdi. Oysa tam tersi geçerlidir: cezanın tam olması, kadının iradesine duyulan saygıdır. Bu yüzden şahitlikteki bazı düzenlemeleri kadının aklını küçümseme olarak okumak, ceza hukukundaki tam sorumlulukla çelişir.
Zina iftirası, özel kadın bilgisi ve şahitlik nüansı
Şahitlik meselesi tek bir formüle indirgenemez. Borçlanma gibi mali işlemlerde iki kadın şahidin birlikte zikredilmesi ticari tecrübe ve teyit mekanizmasıyla ilgilidir. Fakat doğum, emzirme, bekâret ve kadınların doğrudan vâkıf olduğu özel hallerde kadın beyanı belirleyici olabilir. Zina iftirası ve mülâane gibi alanlarda (Nûr 24/6-9) ise kadının yemini erkeğinkine karşılık gelir ve kadının iffeti özel koruma altına alınır. Bu, İslam hukukunda kadının beyanının tümüyle değersiz görülmediğini; konunun türüne göre ispat ölçüsünün değiştiğini gösterir.
Ceza alanında ise had ve kısas gibi ağır konularda suçun sabit olması için şartlar zaten çok sıkıdır; fakat fail kadın veya erkek olduğunda cezai ehliyet bakımından irade ve sorumluluk tamdır.
Ölçüyü fark etmek
Meselenin özünde şu vardır: İslam hukuku "eşitlik" ve "adalet" arasında bir seçim yapar; her alanda aynı rakamı vermeyi değil, her alanın mahiyetine uygun bir denge kurmayı hedefler. Mali sorumluluk alanında nimet-külfet dengesi; şahitlik alanında konunun mahiyeti ve teyit ihtiyacı; ceza alanında ise iradenin tam ve şahsi olması esastır. Bir kadın hırsızlık yaptığında Mâide 38, zina yaptığında Nûr 2 onu ismen ve erkekle aynı ölçüde muhatap alır; çünkü bir bireyi cezada tam sorumlu tutmak, onu tam ehliyetli, tam akıllı ve tam iradeli görmenin doğrudan ifadesidir. Modern zihin "eşitlik" sözünü çoğu zaman "her alanda aynı sonuç" diye okur; İslam ise adaleti "her alana kendi ölçüsüyle davranmak" diye tanımlar. Bu ayrım anlaşıldığında miras, şahitlik ve ceza arasındaki fark bir çelişki değil, iç tutarlılığın imzası olarak görülür.
Özet
Kadının cezada erkekle eşit sorumlu olması, onun tam ehliyetli bir birey olduğunu gösterir. Miras ve bazı şahitlik hükümleri sosyal-ekonomik rollerle ilgilidir; ceza ise bireysel irade ve suçun şahsiliğiyle ilgilidir.
Soru şu değil: "Miras ve şahitlik farklıysa cezada eşitlik bir çelişki mi?"
Asıl soru:
"Kadın suçunda tam sorumlu tutuluyorsa, o zaten tam akıllı, tam iradeli ve tam ehliyetli bir birey değil midir?"
DuaMio Hikmet Serisi
Merak et. Anla. Yaşa.
Görsel notu: Bu yazının görselleri, konuya uygun, lisansı temizlenmiş stok görsellerdir. Her görselin kaynak ve lisans bilgisi görsel açıklamasında belirtilmiştir.
İçerik notu: Bu yazı güvenilir kaynaklara dayanılarak yapay zekâ desteğiyle derlenmiştir; Kur'an ayetleri Türkiye Diyanet Vakfı Meâli'nden birebir alınmış, yazı yayımlanmadan önce editöryal ve dinî hassasiyet açısından gözden geçirilmiştir.



